Anayasa Mahkemesinin 2015/11192 Basvuru Numarali Karari – Kamuya Olan Borçlardan Sorumluluk

Anayasa Mahkemesi 2015/11192

Kamuya Olan Borçlardan Sorumluluk

Basvuru, temsil yetkisini haiz olmamasina ragmen yönetim kurulu üyesi oldugu sirketin kamuya olan borçlarindan dolayi basvurucunun sorumlu tutulmasi nedeniyle mülkiyet hakkinin ihlal edildigi iddiasina iliskindir.

19 Temmuz 2019 Tarihli Resmi Gazete

Sayi: 30836

Anayasa Mahkemesi Baskanligindan:

GENEL KURUL KARAR

EROL KESGIN BASVURUSU

Basvuru Numarasi : 2015/11192

Karar Tarihi : 30/5/2019

Baskan: Zühtü ARSLAN
Baskanvekili: Engin YILDIRIM
Baskanvekili: Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Kadir ÖZKAYA
Ridvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Sevki HAKYEMEZ
Yildiz SEFERINOGLU

Raportör: M. Emin SAHINER
Basvurucu: Erol KESGIN

I. BASVURUNUN KONUSU

1. Basvuru, temsil yetkisini haiz olmamasina ragmen yönetim kurulu üyesi oldugu sirketin kamuya olan borçlarindan dolayi basvurucunun sorumlu tutulmasi nedeniyle mülkiyet hakkinin ihlal edildigi iddiasina iliskindir.

II. BASVURU SÜRECI

2. Basvuru 2/7/2015 tarihinde yapilmistir.

3. Basvuru, basvuru formu ve eklerinin idari yönden yapilan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmustur.

4. Komisyonca basvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafindan yapilmasina karar verilmistir.

5. Bölüm Baskani tarafindan basvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapilmasina karar verilmistir.

6. Basvuru belgelerinin bir örnegi bilgi için Adalet Bakanligina (Bakanlik) gönderilmistir. Bakanlik görüs bildirmemistir.

7. Ikinci Bölüm tarafindan 15/11/2018 tarihinde yapilan toplantida, niteligi itibariyla Genel Kurul tarafindan karara baglanmasi gerekli görüldügünden basvurunun Anayasa Mahkemesi Içtüzügü’nün 28. maddesinin (3) numarali fikrasi uyarinca Genel Kurula sevkine karar verilmistir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Basvuru formu ve eklerinde ifade edildigi sekliyle olaylar özetle söyledir:

9. Basvurucu 1957 yilinda Kemerburgaz’da dogmus olup Istanbul’un Kadiköy ilçesinde ikamet etmektedir.

10. Gida ve hayvancilik alaninda faaliyet göstermek üzere kurulan T. Gida Sanayi ve Ticaret A.S.nin (Sirket) 30/6/2009 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yer alan ilana göre sermayesi 50.000 TL olup bu sermaye her biri 500 TL kiymetinde olmak üzere 100 hisseye ayrilmistir.

11. Basvurucu 21/8/2009 tarihinde bir adet hissesini devralmak suretiyle Sirket hissedari olmus, Sirket Genel Kurulunun 8/9/2009 tarihli karari ile Sirketin Yönetim Kurulu üyeligine seçilmistir. Bu karar da 24/6/2009 tarihinde ticaret siciline tescil edilmis ve 22/3/2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmistir. Basvurucunun bu tarihte baslayan Yönetim Kurulu üyeligi 2011 yilinda da devam etmistir.

12. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) Bolu Il Müdürlügü 26/6/2012 tarihinde Bolu Subesine 2009 yili Aralik, 2010 yili Ocak ve Agustos aylari arasi döneme ait 8.841 TL tutarindaki sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlari için Yönetim Kurulu üyesi sifatiyla basvurucuya ödeme emri göndermistir. Ayni ödeme emri Sirket Yönetim Kurulu baskan ve baskan yardimcisi ile diger Yönetim Kurulu üyesine de gönderilmistir. Ödeme emri 5/7/2012 tarihinde basvurucuya teblig edilmistir.

13. Basvurucu, ödeme emrine konu sosyal güvenlik prim borçlarindan dolayi sorumlu olmadigi iddiasiyla Bolu Is Mahkemesinde (Mahkeme) 10/7/2012 tarihinde SGK aleyhine icra emrine itiraz davasi açmis ve ödeme emrinin de iptalini talep etmistir. Basvurucu dava dilekçesinde, Sirketin tapu siciline kayitli 35.000 TL degerinde bir tasinmazi ve makine parklari ile fabrikasinin mevcut oldugunu, bu sebeple borcun Sirketin mal varligindan tahsil imkâninin bulundugunu belirtmistir.

14. Mahkeme konu hakkinda bilirkisi raporu tanzim ettirmistir. Bilirkisinin 3/6/2013 tarihli raporunda 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayili Sosyal Sigortalar ve Genel Saglik Sigortasi Kanunu‘nun 88. maddesine göre borçlu isveren Sirkette Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapan basvurucunun sigorta prim borçlari ile ferilerinden isverenle birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu oldugu belirtilmistir. Raporda ayrica Sirketin prim ve gecikme zammi borçlarinin basvurucunun Yönetim Kurulu üyeliginin basladigi 8/9/2009 tarihinden sonraki döneme ait oldugu ve anilan madde uyarinca Kurumun öncelikle Sirkete takip baslatmasi gibi bir zorunlulugun da olmadigi ifade edilmistir.

15. Mahkeme bu raporu hükme esas alarak 25/6/2013 tarihinde davanin reddine karar vermistir. Basvurucunun temyiz ettigi karar Yargitay 21. Hukuk Dairesince 12/5/2015 tarihinde onanmistir.

16. Nihai karar, basvurucuya 5/6/2015 tarihinde teblig edilmistir.

17. Basvurucu 2/7/2015 tarihinde bireysel basvuruda bulunmustur.

IV. ILGILI HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

18. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayili mülga Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Prim alinmasi”kenar baslikli 72. maddesinin birinci fikrasi söyledir:

“Is kazalariyle meslek hastaliklari, hastalik, analik, malûllük, yaslilik ve ölüm sigortalarinin gerektirdigi her türlü yardim ve ödemelerle her çesit yönetim giderlerini karsilamak üzere, Kurumca bu kanun hükümlerine göre prim alinir.”

19. 506 sayili mülga Kanun’un “Primlerin ödenmesi” kenar baslikli 80. maddesinin birinci, besinci ve on ikinci fikralari söyledir:

“Isveren, bir ay içinde çalistirdigi sigortalilarin primlerine esas tutulacak kazançlar toplami üzerinden bu Kanun geregince hesaplanacak prim tutarlarini ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarini da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayin sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.

Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diger alacaklarinin tahsilinde, 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usûlü Hakkinda Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 nci maddeleri hariç, diger maddeleri uygulanir. Kurum, 6183 sayili Kanunun uygulanmasinda Maliye Bakanligi ile diger kamu kurum ve kuruluslari ve mercilere verilen yetkileri kullanir.

Sigorta primlerini hakli sebepleri olmaksizin birinci fikrasinda belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluslarinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ve tüzel kisilige haiz diger isverenlerin üst düzeyindeki yönetici veya yetkilileri kuruma karsi, isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumludur.”

20. 5510 sayili Kanun’un “Prim alinmasi zorunlulugu” kenar baslikli 79. maddesinin birinci fikrasi söyledir:

“Kisa ve uzun vadeli sigortalar ile genel saglik sigortasi için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karsilamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadir.”

21. 5510 sayili Kanun’un “Primlerin ödenmesi” kenar baslikli 88. maddesinin birinci, on altinci ve yirminci fikralari söyledir:

“4 üncü maddenin birinci fikrasinin (a) bendinde belirtilen sigortalilari çalistiran isveren, bir ay içinde çalistirdigi sigortalilarin primlerine esas tutulacak kazançlar toplami üzerinden bu Kanun geregince hesaplanacak sigortali hissesi prim tutarlarini ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarini da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.

Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diger alacaklarinin tahsilinde, 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usûlü Hakkinda Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 nci maddeleri hariç, diger maddeleri uygulanir. Kurum, 6183 sayili Kanunun uygulanmasinda Maliye Bakanligi ile diger kamu kurum ve kuruluslari ve mercilere verilen yetkileri kullanir.

Kurumun sigorta primleri ve diger alacaklari hakli bir sebep olmaksizin bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kisiligi haiz diger isverenlerin sirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumludur.”

22. 2/7/1953 tarihli ve 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun‘un “Kanuni temsilcilerin sorumlulugu” kenar baslikli mükerrer 35. maddesinin Anayasa Mahkemesince kismen iptal edilmeden önceki hâli söyledir:

“Tüzel kisilerle küçüklerin ve kisitlilarin, vakiflar ve cemaatler gibi tüzel kisiligi olmayan tesekküllerin mal varligindan tamamen veya kismen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyecegi anlasilan amme alacaklari, kanuni temsilcilerin ve tüzel kisiligi olmayan tesekkülü idare edenlerin sahsi mal varliklarindan bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

Bu madde hükmü, yabanci sahis veya kurumlarin Türkiye ’deki mümessilleri hakkinda da uygulanir.

Tüzel kisilerin tasfiye haline girmis veya tasfiye edilmis olmalari, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giris tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarini kaldirmaz.

Temsilciler, tesekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde geregince ödedikleri tutarlar için asil amme borçlusuna rücu edebilirler.

(Ek fikra: 4/6/2008-5766/4 md.) Amme alacaginin dogdugu ve ödenmesi gerektigi zamanlarda kanuni temsilci veya tesekkülü idare edenlerin farkli sahislar olmalari halinde bu sahislar, amme alacaginin ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

(Ek fikra: 4/6/2008-5766/4 md.) Kanuni temsilcilerin sorumluluklarina dair 213 sayili Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumlulugu ortadan kaldirmaz.”

23. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayili Ticaret Kanunu‘nun “Devredilemez görev ve yetkiler” kenar baslikli 375. maddesinin ilgili kismi söyledir:

“Yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri sunlardir:

e) Yönetimle görevli kisilerin, özellikle kanunlara, esas sözlesmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazili talimatlarina uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi.

24. 6102 sayili Kanun’un 392. maddesinin “Bilgi alma ve inceleme hakki” kenar baslikli (1) numarali fikrasi söyledir:

“Her yönetim kurulu üyesi sirketin tüm is ve islemleri hakkinda bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir. Bir üyenin istedigi, herhangi bir defter, defter kaydi, sözlesme, yazisma veya belgenin yönetim kurulma getirtilmesi, kurulca veya üyeler tarafindan incelenmesi ve tartisilmasi ya da herhangi bir konu ile ilgili yöneticiden veya çalisandan bilgi alinmasi reddedilemez.”

25. 6102 sayili Kanun’un “Kurucularin, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarinin sorumlulugu” kenar baslikli 553. maddesi söyledir:

“(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlari, kanundan ve esas sözlesmeden dogan yükümlülüklerini ihlal ettikleri takdirde, kusurlarinin bulunmadigini ispatlamadikça, hem sirkete hem pay sahiplerine hem de sirket alacaklilarina karsi verdikleri zarardan sorumludurlar.

(2) Kanundan veya esas sözlesmeden dogan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, baskasina devreden organlar veya kisiler, bu görev ve yetkileri devralan kisilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kisilerin fiil ve kararlarindan sorumlu olmazlar.

(3) Hiç kimse kontrolü disinda kalan, kanuna veya esas sözlesmeye aykiriliklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kilinamaz.”

2. Anayasa Mahkemesi Karari

26. Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015 tarihli ve E.2014/144, K.2015/29 sayili kararinin ilgili kisimlari söyledir:

A- Kanun’un Mükerrer 35. Maddesine 5766 Sayili Kanun’un 4. Maddesiyle Eklenen Besinci Fikranin Incelenmesi

Itiraz konusu kuralin getirilis amacinin; amme alacaginin dogdugu ve ödenmesi gerektigi zamanlarda kanuni temsilci veya tesekkülü idare edenlerin farkli sahislar olmasi hâlinde bu sahislarin sorumluluk uygulamasinin, amme alacaklarinin düzenlendikleri kanunlardaki kanuni ödeme sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde farkli sahislarin olmasi hâlini de kapsadigi görülmektedir.

Kanun koyucu, amme alacagini güvenceye almak bakimindan sorumlulugun yayginlastirilmasi yoluna gidebilecegi gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacaginin dogdugu veya ödenmesi gerektigi zamanlarda kanuni temsilcilerin farkli kisiler olabilecegi gerçegi göz önüne alindiginda, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diger mali ödev ve sorumluluklarini zamaninda ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadigi ve müdahale sanslarinin bulunmadigi bir dönemde gerçeklesen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmalari sonucunu dogurmaktadir. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karsisinda, bireyin bu sekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, baskalarinin eylem veya ihmali sonucu olusacak sorumluluga ortak olmasi adalet ve hakkaniyetle bagdasmaz. Dolayisiyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykiridir.

Açiklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nin 2. maddesine aykiridir, iptali gerekir.

B- Kanun’un Mükerrer 35. Maddesine 5766 Sayili Kanun’un 4. Maddesiyle Eklenen Altinci Fikranin Incelenmesi
Itiraz konusu kuralda, kanuni temsilcilerin sorumluluklarina dair 213 sayili Kanun’da yer alan hükümlerin bu maddede düzenlenen sorumlulugu ortadan kaldirmayacagi öngörülmektedir.

Amme alacaginin dogdugu ve ödenmesi gerektigi zamanlarda kanuni temsilci veya tesekkülü idare edenlerin farkli sahislar olmalari hâlinde bu sahislarin amme alacaginin ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacagini düzenleyen kuralin iptaline yönelik yukarida yer alan gerekçeler, kanuni temsilcilerin sorumluluklarina dair 213 sayili Kanun’da yer alan hükümlerin bu maddede düzenlenen sorumlulugu ortadan kaldirmayacagini öngören kural bakimindan da aynen geçerlidir.

Hukuk devletinde kanunlarla kisilerin ekonomik, sosyal ve hukuki yasam alanlarina yöneltilen müdahaleler öngörülebilmeli ve gelecege dönük planlar buna göre yapilabilmelidir. Belirlilik ilkesi, vergi ve diger kamu alacaklari açisindan miktar, tarh ve tahsil zamani ile biçimi gibi vergi ve diger alacaklarin esasli unsurlarinin önceden belli ve kesin olmasini gerektirir.

213 sayili Kanun’un 10. maddesinde, kanuni temsilciler için kabul edilen sorumluluk, kusura dayali sorumluluktur. Buradaki kusur, vergilendirmeye dair ödevlerin ihlal edilmesidir. Buna göre, 213 sayili Kanun’un 10. maddesi uyarinca kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için vergilendirme ödevlerini yerine getirmemis olmasi gerekmektedir. Itiraz konusu kuraldan kaynaklanan sorumluluk ise kusursuz sorumluluk esasina dayanmakta olup kamu alacaginin borçlu sirketten tahsil edilememesinde kanuni temsilcilerin kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasina neden olmaktadir.

213 sayili Kanun’un 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarina iliskin hükümlerin düzenlenmis olmasi, bu Kanun kapsamindaki amme alacaklarinin takibinin itiraz konusu kurala göre yapilmasina engel teskil etmemektedir. Dolayisiyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213 sayili Kanun kapsamina giren amme alacaklari da dâhil olmak üzere tüm amme alacaklari için takip yapilmasi mümkündür. Bu durumda her iki kanunun ayni maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayri kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacagi konusunda belirsizlik olusmaktadir. Dolayisiyla itiraz konusu kural, hukuk devleti ilkesi ile bagdasmamaktadir.

Açiklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nin 2. maddesine aykiridir. Iptali gerekir.”

3. Yargitay Içtihadi

27. Yargitay Hukuk Genel Kurulunun 25/1/2007 tarihli ve E.2014/21-2323, K.2017/152 sayili kararinin ilgili kisimlari söyledir:

“…Bilindigi üzere, Türk sosyal sigortalar sistemi, agirlikli olarak primli rejime dayanmaktadir. Kurumun sosyal sigorta yardimlarini saglamasi, en önemli gelir kaynagi olan sigorta primlerinin zamaninda ve eksiksiz olarak ödenmesine baglidir.

Gerek prim borcunun ait oldugu dönemde yürürlükte bulunan mülga 506 sayili Sosyal Sigortalar Yasasinin 80. maddesi, gerekse 01.07.2008 tarihinde yürürlüge giren 5510 sayili Sosyal Sigortalar ve Genel Saglik Sigortasi Yasasinin 88. maddesi primlerin zamaninda ve düzenli olarak tahsilini saglamaya yöneliktir. Anilan maddeler uyarinca isveren, bir ay içinde çalistirdigi sigortalilarin primlerine esas tutulacak kazançlar toplami üzerinden bu Kanun geregince hesaplanacak prim tutarlarini ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarini da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayin sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. Süresinde ödenmeyen prim ve diger kamu alacaklari 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun hükümleri uyarinca Kurumca tahsil edilecektir.

5510 sayili Yasanin 88. maddesinin 01.07.2008 tarihinde yürürlüge girdigine dair düzenleme ayni yasanin yürürlük maddesi olan 108. maddesinde açikça belirtilmistir. Yine 5510 sayili Yasanin 88. maddesi “…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diger alacaklarinin tahsilinde, 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usûlü Hakkinda Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 nci maddeleri hariç, diger maddeleri uygulanir. Kurum, 6183 sayili Kanunun uygulanmasinda Maliye Bakanligi ile diger kamu kurum ve kuruluslari ve mercilere verilen yetkileri kullanir. Kurumun sigorta primleri ve diger alacaklari hakli bir sebep olmaksizin bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kisiligi haiz diger isverenlerin sirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumludur. Kurum, kamu idarelerinde isyerinin özelligi nedeniyle primlerin farkli zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarinin tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yil içinde icra yoluna basvurmayan Kurum yetkili personeli hakkinda genel hükümlere göre kovusturma yapilir. (Ek fikra: 10/9/2014-6552/52 md.) Sigortalilar ile tüzel kisilerin kasit, kusur, hata veya yaniltici beyanindan kaynaklanmamasi sartiyla, sigortalilarca ödenen prim ve prime iliskin borcun noksan tahakkuk ettirildiginin Kurumca sonradan tespit edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime iliskin borç aslina, teblig tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fikrasina göre gecikme cezasi ve gecikme zammi uygulanir. Bu maddenin uygulanmasina iliskin usûl ve esaslar Kurum tarafindan çikarilacak yönetmelikle düzenlenir. ’’ seklinde bir düzenlemeye yer verilmistir.

Görüldügü üzere, özel hukuk tüzel kisilerinin sirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumludur. Isverenin prim borcundan ötürü, 5510 sayili Yasanin 88. maddesinde tanimlanan özel nitelikteki tüzel kisilerin sirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin ile kanuni temsilcileri Kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlulugu getirilirken, primlerin tahsilinin güvence altina alinmasi ve prim ödeme isinin özendirilmesi saglanmaya çalisilmistir.

5510 sayili Yasanin 88. maddesinin yürürlüge girdigi tarihten sonra olusan prim borçlari yönünden, isveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk kosullarinin olusmasi için, tüzel kisilige haiz isyerlerinde yönetim kurulu üyesi olmasi yeterli olup ayrica yetkili üst düzey yönetici, yönetim kurul baskani veya baskan yardimcisi gibi unvan tasimasina veya temsil ve ilzam yetkisine sahip olmasina gerek yoktur.

Somut olayda, davacinin 07.08.2007 tarihinde kurulan … Teknik Yatirim Yapi A.S’nin kuruculari arasinda oldugu ve ayni tarih itibariyle yönetim kurulu üyesi seçildigi, davali Kurum tarafindan sirketin 2008/4. ile 2009/3. aylari arasina iliskin prim borçlarinin tahsilinin istendigi, davacinin 506 sayili Yasanin 80. maddesinin yürürlükten kalktigi

01.07.2008 tarihine kadar sadece yönetim kurulu üyeliginden dolayi prim borçlarindan sorumlu olmayacagi konusunda Özel Daire ve Yerel Mahkeme arasinda uyusmazlik bulunmadigi ve dava disi sirketin 5510 sayili Yasanin 88. maddesinin yürürlüge girdigi https://goo.gl/RkqgJX

01.07.2008 tarihinden sonra olusan dönem borçlari yönünden davacinin sorumlu tutulabilmesi için yönetim kurulu üyeliginin yeterli oldugu anlasilmaktadir.

Buna göre Yerel Mahkemece yapilacak is; bozma ilaminda açiklanan sekilde davacinin 5510 sayili Yasanin 88. maddesinin yürürlüge girdigi 01.07.2008 tarihinden sonra olusan dönem borçlari yönünden sorumlu oldugu göz önüne alinarak bir karar vermekten ibaret olmalidir…”

28. Yargitay 10. Hukuk Dairesinin 5/12/2017 tarihli ve E.2015/19372, K.2017/8648 sayili kararinin ilgili kisimlari söyledir:

“… 5510 sayili Kanun’un yürürlük süresiyle ilgili 108/1-c maddesinde, Kanun’un 88. maddesinin 01/07/2008 tarihinde yürürlüge girecegi belirtilmis olup, bu tarihten sonra tahakkuk eden prim borçlari hakkinda 5510 sayili Kanunun 88/20. maddesi ile, “Kurumun sigorta primleri ve diger alacaklari hakli bir sebep olmaksizin bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kisiligi haiz diger isverenlerin sirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumludur” seklinde düzenlenme getirilmistir. Yapilan bu düzenleme ile tüzel kisiligi haiz özel kurulusta görev yapan yönetim kurulu üyelerinin primlerin ödenmesinden isveren ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu olduklari açikça belirtilmistir.

Yukaridaki düzenlemelerden anlasilacagi üzere, 01.07.2008 tarihinde önce tahakkuk eden prim borçlari bakimindan, isveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk kosullarinin olusmasi için, isveren kamu kurum ve kurulusu ise, kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olmasi, tüzel kisilige haiz diger yetkilisi ve kanuni temsilci sifatiyla isveren tüzel kisiligi temsil ve ilzama yetkili bulunulmasi gerekir. Ancak, sonradan yürürlüge giren 5510 sayili Kanunun 88. maddesi burada bir ayrima giderek özellikle sirket yönetim kurulu üyelerinin, temsil ve ilzam yetkisi aranmaksizin (hakli sebepleri olmazsa) müstereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarini ayrica ve açikça belirtmistir…”

29. Yargitay 21. Hukuk Dairesinin 11/12/2017 tarihli ve E.2017/4479, K.2017/10390 sayili kararinin ilgili kisimlari söyledir:

“…Davanin yasal dayanagi ise 506 sayili Kanunun 80, 5510 sayili Kanunun 88 ve 6183 sayili Kanunun mükerrer 35. maddesi olup, davadaki sorunun bu maddeler ile birlikte degerlendirilerek çözüme kavusturulmasi gerektigi ortadadir.

5510 sayili Kanun’un yürürlük süresiyle ilgili 108/1-c maddesinde, Kanun’un 88. maddesinin 01/07/2008 tarihinde yürürlüge girecegi belirtilmistir.

Davanin yasal dayanagini olusturan 506 sayili Kanunun 80/12. maddesinde sigorta primlerini hakli sebepleri olmaksizin birinci fikrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluslarinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkisiligi haiz diger isverenlerin üst düzeydeki yönetici ve yetkililerinin kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu olacaklari, 5510 sayili Kanunun 88/20. maddesinde de Kurumun sigorta primleri ve diger alacaklari hakli bir sebep olmaksizin bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kisiligi haiz diger isverenlerin sirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu olacaklari bildirilmistir.

5510 sayili Kanunun 88/20. maddesi 506 sayili Kanunun 80/12. maddesinden farkli olarak, tüzelkisiligi haiz isverenlerin üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri yaninda, sirket yönetim kurulu üyelerini de sorumlu tutmaktadir. Diger bir deyisle, Kurumun 01/07/2008 tarihinden sonraki sigorta primleri ve diger alacaklari ile ilgili olarak sirketlerin borçlarindan müsetereken ve müteselsilen sorumlu olmak için sirketin Yönetim Kurulu üyesi olmak yeterlidir…”

30. Yargitay 21. Hukuk Dairesinin 6/2/2017 tarihli ve E.2016/8403, K.2017/618 sayili kararinin ilgili kisimlari söyledir:

“…6183 sayili Kanunun mükerrer 35. maddesinde asil borçlu hakkinda yapilan yasal takip ve arastirmalar sonucu kamu alacaginin tahsil edilemeyeceginin anlasilmasi halinde, yasal temsilcisine ödeme emri çikarabilecegi bildirilmis ise de; 6183 sayili Kanun, 506 ve 5510 sayili Kanunlara göre daha genel bir Kanun durumunda olup uygulamada da benimsendigi üzere öncelik özel Kanun hükümlerine taninacagindan, özel kanun niteliginde olan 506 sayili Kanunun 80. maddesi ve 5510 sayili Kanunun 88. maddesi karsisinda, davacinin ticaret sicil bilgilerine göre, 506 sayili Yasa döneminde Kurum borçlusu dava disi Coneks Uluslararasi Tasimacilik ve Ticaret A.S.’ de 05.03.2008 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyesi oldugu, 05.03.2008 tarihinden sonrada 01.07.2008 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olsa da temsil ve ilzama yetkisi bulunmamasi nedeniyle sirketin borçlarindan sorumlu tutulamayacagi davacinin 5510 sayili yasanin 88. maddesinin yürürlüge girdigi 01.07.2008 tarihinden sonra ödenmesi gereken kurum borçlarindan sorumlu olacagi açiktir.

Yapilacak is; davacinin 01.07.2008 tarihinden sonra ödenmesi gereken kurum borçlarindan 5510 sayili Kanun’un 88. maddesi geregince sorumlu olacagi kabul edilerek; karar vermekten ibarettir…”

B. Uluslararasi Hukuk

31. Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi’ne (Sözlesme) ek 1 No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunmasi” kenar baslikli 1. maddesi söyledir:

“Her gerçek ve tüzel kisinin mal ve mülk dokunulmazligina saygi gösterilmesini isteme hakki vardir. Bir kimse, ancak kamu yarari sebebiyle ve yasada öngörülen kosullara ve uluslararasi hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun birakilabilir.

Yukaridaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararina uygun olarak kullanilmasini düzenlemek veya vergilerin ya da baska katkilarin veya para cezalarinin ödenmesini saglamak için gerekli gördükleri yasalari uygulama konusunda sahip olduklari hakka halel getirmez.”

32. Avrupa Insan Haklari Mahkemesi (AIHM) sirket ortaklari ve yöneticilerinin kamu borçlarindan dogan sorumluluklarini Lekic/Slovenya ([BD], 36480/07, 11/12/2018) kararinda mülkiyet hakki baglaminda incelemistir. Lekic/Slovenya kararina konu olayda basvurucu iç hukuka göre sinirli sorumlu kabul edilen bir limited sirketin % 11,11 payina sahip dokuz ortagindan biridir. Basvurucu, sirkette önce fînans direktörü sonra da yönetici direktör olarak çalismistir. Basvurucu, sirket yöneticiliginden alindigi hâlde yenisi seçilemedigi için bu görevine devam etmistir. Bu arada basvurucu, sirketin tasfiyesi için girisimlerde bulunmus ise de gerekli masraflari yatirmadigi için bu talep reddedilmistir. Diger taraftan bir kamu sirketi olan Slovenya Demir Yollari sirketi basvurucunun ortagi ve temsilcisi oldugu sirket aleyhine alacak davasi açmis ve davanin kabulüne dair karar kesinlesmistir. Kamu sirketi borç ödenmedigi için basvurucunun ortagi oldugu sirket aleyhine tasfiye süreci baslatmistir. Bu süreç sonunda sirket tasfiye edilince demir yollari sirketi bu defa basvurucu ve diger ortaklar hakkinda icra süreci baslatilmistir. Basvurucunun açtigi dava ise sirketin pasif bir ortagi oldugunu ispat edemedigi gerekçesiyle Slovenya Anayasa Mahkemesinin yerlesik içtihadina dayali olarak reddedilmistir (Lekic/Slovenya, §§ 7-31).

33. AIHM öncelikle sirketin borçlarindan basvurucunun sahsen sorumlu tutulmasinin mülkiyet hakkina müdahale teskil ettigini belirtmistir. AIHM’e göre müdahale, her ne kadar tek basina mülkiyetin kullaniminin kontrolü kapsaminda kalmis olsa da daha genis bir perspektifte sirketin tasfiyesi süreci de dikkate alindiginda Sözlesme’ye ek (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen genel kural çerçevesinde incelenmelidir. AIHM kanunilik ölçütü yönünden ise Slovenya’da pasif durumda olup borçlu durumda çok sayida sirketin varligi sebebiyle 1999 yilinda kabul edilen bir kanuni düzenlemeye isaret etmistir. Bu kanuni düzenleme ve Slovenya Anayasa Mahkemesinin içtihadina göre borçlu sirketin aktif üyeleri sahsen de sirketin borçlarindan sorumlu tutulmaktadir. AIHM müdahalenin amaci yönünden ise ticaret piyasasinin çok sayida pasif ve iflas etmis sirket sebebiyle bozuldugu durumlarda ekonomiye verilen onarilamaz zararlarin önlenmesi ve hukuki güvenlik ile piyasaya katilimci güveninin saglanmasi gibi amaçlarin devlet için olagan disi bir gereklilik olarak ortaya çikabilecegini belirtmistir (Lekic/Slovenya, §§ 91-106).

34. AIHM, ölçülülük yönünden ise sirket tüzel kisiligi perdesinin hangi durumlarda aralanabilecegi yönünde bazi tespitlerde bulunmustur. Buna göre AIHM, Sözlesme’ye ek l No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlaminda basvurucuya sahsi olarak asiri bir külfet yüklenip yüklenmedigi belirlenirken sinirli sorumlu bir limited sirketin ortaginin sirketin borçlarindan sorumlu tutulabilmesi, yani tüzel kisilik perdesinin aralanabilmesi için istisnai kosullarin mevcut olmasi ve ayrica belirli güvencelerle dengelenmesi gerektigini özellikle vurgulamistir. AIHM tüzel kisilik perdesinin ortaklarin veya yöneticilerin hileli davranislariyla kötüye kullanilmasi hâlinde alacaklilarin korunmasi için aralanabilecegi belirtmistir (Lekic/Slovenya, § 111).

35. AIHM belirtilen istisnai kosullari degerlendirme yetkisinin kural olarak ulusal makamlarin takdirinde oldugunu vurguladiktan sonra özellikle iç hukukta Yugoslavya döneminden kalan borçlu sirketlerin tasfiyesinin saglanarak ekonominin korunmaya çalisildigini, bu gibi sirketlerin çok fazla olmasi nedeniyle ülke ekonomisi zora girdigi için reform yapildigini belirtmistir. AIHM ayrica basvurucunun borçlu sirketin aktif ortagi oldugunu, sirketten borcun uzun yillar tahsil edilemedigini ve basvurucunun sirketin borçlu durumunu bildigi hâlde reform çalismasina ragmen ortak olmaya devam ettigini özellikle vurgulamistir. AIHM son olarak ise basvurucudan istenen borç miktarinin da mütevazi bir tutar oldugunu ve bunlarin yaninda basvurucuya sirketin haklarina da sahip olabilme ve sirkete karsi baslatilacak takipler yönünden bir yillik zamanasimi süresi öngörülmesi gibi bazi güvencelerin de öngörüldügü ifade edilerek mülkiyet hakkina yapilan müdahalenin ölçülü olduguna karar verilmistir (.Lekic/Slovenya, §§ 113-130).

36. AIHM, bir sinirli sorumlu sirketin yalnizca maliklerinin veya yöneticilerinin hileli islemleri için bir paravan olarak kullanildigi hâllerde kurum örtüsünün kaldirilmasinin devlet dâhil olmak üzere alacaklilarinin haklarinin korunmasi bakimindan uygun bir çözüm olarak görülebilecegini kabul etmistir. Bununla birlikte AIHM’e göre söz konusu müdahalenin keyfî olmamasi isteniyorsa devletin çözüm getirmesine izin veren açik kurallarin olmasi gereklidir (Khodorkovskiy and Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013).

V. INCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 30/5/2019 tarihinde yapmis oldugu toplantida basvuru incelenip geregi düsünüldü:

A. Basvurucunun Iddialari

38. Basvurucu 24/9/2009 tarihli Sirket Yönetim Kurulu karari ile Sirketin üç yil süreyle Yönetim Kurulu Baskani E.S. tarafindan her hususta münferiden temsil ve ilzam edilmesine karar verildigini, bu itibarla kendisinin herhangi bir temsil yetkisi bulunmadigini ifade ederek ödeme emrine konu sigorta prim ve gecikme zammi borçlarindan sorumlu tutulamayacagini belirtmistir. Basvurucu, yerlesik Danistay ve Yargitay içtihadina göre Kurum alacagindan müteselsil sorumlulugun olabilmesi için sadece Yönetim Kurulu üyesi sifatini tasimanin yeterli olmayip prim alacaginin tahakkuk ettigi ve ödenmesi gereken dönemde temsil ve ilzam yetkisini haiz üst yönetici veya kanuni temsilci olunmasi gerektigini vurgulamistir. Basvurucu ayrica iddia ve itirazlarinin derece mahkemelerinin kararlarinda yeterince degerlendirilmedigini de ifade etmistir. Basvurucu, prim borcu sebebiyle evine, emekli maasina ve aracina haciz konuldugunu, emekli maasindan kesintiler yapildigini belirterek Anayasa’nin 35. ve 36. maddelerinde düzenlenen mülkiyet ve adil yargilanma haklarinin ihlal edildigini ileri sürmüstür.

B. Degerlendirme

39. Anayasa’nin 35. maddesi söyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarina sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yarari amaciyla, kanunla sinirlanabilir.

Mülkiyet hakkinin kullanilmasi toplum yararina aykiri olamaz. ”

40. Anayasa Mahkemesi, olaylarin basvurucu tarafindan yapilan hukuki nitelendirmesi ile bagli olmayip olay ve olgularin hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Basvurucu, mülkiyet hakkinin ihlal edildigi iddiasi yaninda adil yargilanma hakki kapsaminda hakkaniyete uygun yargilama yapilmadigini da ileri sürmektedir. Ancak basvurucunun sorumlu olmadigini belirttigi sosyal güvenlik prim borcunu ödemek durumunda kaldigi yönündeki sikâyetinin mülkiyet hakkina iliskin oldugu, dolayisiyla basvurucunun bu yöndeki iddialarinin mülkiyet hakki kapsaminda incelenmesi gerektigi degerlendirilmistir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

41. Açikça dayanaktan yoksun olmadigi ve kabul edilemezligine karar verilmesini gerektirecek baska bir nedeni de bulunmadigi anlasilan mülkiyet hakkinin ihlal edildigine iliskin iddianin kabul edilebilir olduguna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varligi

42. Somut olayda 2009 yili Aralik ayi ile 2010 yilinin Agustos ayi arasindaki döneme iliskin 8.841 TL tutarindaki sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borcunun yönetim kurulu üyesi sifatiyla basvurucudan tahsil edilmesi amaciyla ödeme emri düzenlenmistir. Buna göre basvurucunun ödemek durumunda oldugu söz konusu paranin basvurucu yönünden Anayasa’nin 35. maddesi anlaminda mülk teskil ettigi kuskusuzdur (benzer yönde bkz. Ahmet Ugur Balkaner [GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 46).

b. Müdahalenin Varligi ve Türü

43. Basvurucunun borçlu Sirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlarindan sorumlu tutulmasinin mülkiyet hakkina müdahale teskil ettigi hususu kuskusuzdur. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarinda; vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkilarini belirlemeye, degistirmeye ve ödenmesini güvence altina almaya yönelik müdahalelerin tasidigi amaçlar dikkate alindiginda devletin mülkiyetin kamu yararina kullanimini kontrol veya düzenlenmesi yetkisi kapsaminda incelenmesi gerektigi kabul edilmistir (Arif Sarigül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Sti., B. No: 2013/6842,20/4/2016, § 71). Somut olayda da basvurucunun yönetim kurulu üyesi oldugu gerekçesiyle Sirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlarindan sorumlu tutulmasi seklindeki müdahalenin, mülkiyetin kullanilmasinin kontrolü veya düzenlenmesine iliskin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

c. Müdahalenin Ihlal Olusturup Olusturmadigi

44. Anayasa’nm 13. maddesi söyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksizin yalnizca Anayasanin ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bagli olarak ve ancak kanunla sinirlanabilir. Bu sinirlamalar, Anayasanin sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykiri olamaz.”

45. Anayasa’nin 35. maddesinde mülkiyet hakki sinirsiz bir hak olarak düzenlenmemis, bu hakkin kamu yarari amaciyla ve kanunla sinirlandirilabilecegi öngörülmüstür. Mülkiyet hakkina müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sinirlandirilmasina iliskin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nin 13. maddesinin de göz önünde bulundurulmasi gerekmektedir. Dolayisiyla mülkiyet hakkina yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanmasi, kamu yarari amaci tasimasi ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapilmasi gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

46. Mülkiyet hakkina yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayali olma ölçütüdür. Bu ölçütün saglanmadigi tespit edildiginde diger ölçütler bakimindan inceleme yapilmaksizin mülkiyet hakkinin ihlal edildigi sonucuna varilacaktir. Müdahalenin kanuna dayali olmasi, müdahaleye iliskin yeterince ulasilabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasini gerektirmektedir (Türkiye Is Bankasi A.S. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve digerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

47. Sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlarinin kanuni dayanagi olarak derece mahkemelerince basvuruya konu olay tarihi itibariyla yürürlükte olan 506 sayili mülga Kanun’u ilga eden 5510 sayili Kanun’un 88. maddesi gösterilmistir. Bu maddede, Kurumun sigorta primleri ve diger alacaklarinin hakli bir sebep olmaksizin belirtilen sürelerde ödenmemesi hâlinde sirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri ile kurum temsilcilerinin müstereken ve müteselsilen sorumlu olduklari belirtilmistir. Diger taraftan 6183 sayili Kanun’un mükerrer 35. maddesinde de tüzel kisilerden tahsil edilemeyen veya tahsil edilmeyecegi anlasilan amme alacaklarinin, kanuni temsilcilerin sahsi mal varliklarindan tahsil edilecegi belirtilmistir.

48. Yargitay sigorta borçlari sorumlulugunu düzenleyen 5510 sayili Kanun’un 88. maddesinin 6183 sayili Kanun hükümlerine göre daha özel bir düzenleme oldugunu gerekçe göstererek sirketten tahsil edilememe kosulu aranmadan söz konusu borçlar yönünden sirket temsilcilerinin sahsi sorumluluguna gidilebilecegini kabul etmistir (bkz. §§ 27-30). Buna göre söz konusu kanun hükmünün ulasilabilir, belirli ve öngörülebilir oldugu dikkate alindiginda müdahalenin kanuni bir dayanaginin bulundugu sonucuna varilmistir.

ii. Mesru Amaç

49. Anayasa’nin 13. ve 35. maddeleri uyarinca mülkiyet hakki ancak kamu yarari amaciyla sinirlandirilabilir. Kamu yarari kavrami, mülkiyet hakkinin kamu yararinin gerektirdigi durumlarda sinirlandirilmasina imkân vermekle, bir sinirlandirma amaci olmasinin yani sira mülkiyet hakkinin kamu yarari amaci disinda sinirlanmasini engelleyerek ve bu anlamda bir sinirlama siniri olusturarak mülkiyet hakkini etkin bir sekilde korumaktadir. Kamu yarari kavrami, devlet organlarinin takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanima elverisli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrica degerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Aglar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28,29).

50. Vergi ve sosyal güvenlik prim borçlarinin ödenmesi için gerekli tedbirlerin alinmasi ve bu kapsamda gerekli ve uygun araçlarin seçilmesinde kanun koyucunun genis bir takdir yetkisi bulunmaktadir. Somut olayda Sirketin kamu borcunun Yönetim Kurulu üyesi olan basvurucudan tahsili amaciyla ödeme emri düzenlenmistir. Müdahaleyle ulasilmak istenen amacin kamu alacaginin tahsil imkâninin artirilmasi oldugu söylenebilir. Kamu alacaginin tahsilinin güvenceye baglanmasi ve tahsil imkâninin artirilmasinda kamu yararinin bulundugu tartismasizdir (Benzer yönde bkz. AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; E.2012/87, K.2014/41, 27/2/2014; E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015; E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.1992/29, K.1993/23, 24/6/1993). Bu itibarla kamu alacaginin tahsili amaciyla Sirketin ortaklarindan ve yöneticilerinden biri olan basvurucunun sorumluluguna gidilmesinde kamu yararina dayali mesru bir amacin mevcut oldugu sonucuna ulasilmaktadir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel Ilkeler

51. Son olarak kamu makamlarinca basvurucunun mülkiyet hakkina yapilan müdahaleyle gerçeklestirilmek istenen amaç ile bu amaci gerçeklestirmek için kullanilan araçlar arasinda makul bir ölçülülük iliskisinin olup olmadigi degerlendirilmelidir.

52. Ölçülülük ilkesi elverislilik, gereklilik ve orantililik olmak üzere üç alt ilkeden olusmaktadir. Elverislilik öngörülen müdahalenin ulasilmak istenen amaci gerçeklestirmeye elverisli olmasini, gereklilik ulasilmak istenen amaç bakimindan müdahalenin zorunlu olmasini yani ayni amaca daha hafif bir müdahale ile ulasilmasinin mümkün olmamasini, orantililik ise bireyin hakkina yapilan müdahale ile ulasilmak istenen amaç arasinda makul bir dengenin gözetilmesi gerekliligini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdogan ve digerleri, B.No: 2013/817,19/12/2013, § 38).

53. Mülkiyet hakkina yapilan bir müdahalenin Anayasa’nin 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her seyden önce bu tedbirin öngörülen kamu yarari amacini gerçeklestirmeye elverisli olmasi zorunludur. Diger taraftan müdahalede bulunulurken ilgili kamu yarari amacini gerçeklestirmeye en uygun aracin seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi araçlarin tercih edilecegi ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek konumda olan ilgili kamu makamlarinin yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracin tercih edileceginin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadir. Ne var ki seçilen aracin gerekliligine iliskin olarak idarelerin sahip oldugu takdir yetkisi sinirsiz degildir. Tercih edilen aracin müdahaleyi ulasilmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde agirlastirmasi durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadigi sonucuna ulasilmasi mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacagi denetim, seçilen aracin isabet derecesine yönelik olmayip hak ve özgürlükler üzerinde olusturdugu müdahalenin agirligina dönüktür (bazi degisikliklerle birlikte bkz. Hamdi Akin Ipek, B. No: 2015/17763,24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroglu, B. No: 2014/14195,20/9/2017, § 67).

54. Orantililik ilkesi geregi kisilerin mülkiyet hakkinin sinirlandirilmasi hâlinde elde edilmek istenen kamu yarari ile bireyin haklari arasinda adil bir dengenin kurulmasi gerekmektedir. Bu adil denge, basvurucunun sahsi olarak asiri bir yüke katlandiginin tespit edilmesi durumunda bozulmus olacaktir. Müdahalenin orantililigini degerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulasilmak istenen mesru amacin önemini, diger taraftan da müdahalenin niteligini, basvurucunun ve kamu otoritelerinin davranislarini göz önünde bulundurarak basvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktir (Arif Güven, B. No: 2014/13966,15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

55. Kanun koyucu, amme alacagini güvenceye almak ve tahsil imkânini artirmak bakimindan sorumlulugun yayginlastirilmasi yoluna gidebilecegi gibi müteselsil sorumluluk da öngörebilir (AYM, E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015).

56. Maddî bir varligi bulunmayan ve hukuk düzenince tüzel kisilik vasfi taninan ticari sirketlerin hukuki is ve islemleri, bunlar adina bunlarin yönetim ve idaresinden sorumlu gerçek kisiler tarafindan yapilir. Bu gerçek kisiler; temsil ettikleri tüzel kisiligin hukuki islemlerini yürütmek, personelini ve mal varligini idare etmek, yatirim ve faaliyetlerinin yönünü tayin etmek, iktisadi ve mali durumunun gerektirdigi tedbirleri almak gibi imkânlara ve yetkilere sahiptir. Bu nedenle ticari sirketleri yöneten, sirketi temsilen is ve islemler yapan kisilerin, özellikle kamu yarari amacinin baskin oldugu ve sosyal güvenlik sisteminin devami için ivedilikle ödenmesi zorunlu görülen sosyal güvenlik alacaklari yönünden müteselsil sorumluluk esasina göre ödemekle yükümlü kilinmasi mümkün görülebilir. Bu yetki ve yüklenen ödevlerin, ödenmeyen bu gibi kamu borçlarindan müteselsilen sorumlu tutulmasinin kural olarak kisilere asiri ve olaganin disinda bir külfet yüklemedigi anlasilmaktadir (vergi alacaklari yönünden bkz. Ahmet Ugur Balkaner, § 58).

57. Bununla birlikte sirket yöneticilerine, bu sifatin tanidigi kudret ve imkânlarin ötesinde bir sorumluluk yüklenmemelidir. Yöneticinin kanunda taninan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engelleme imkânina sahip olmadigi ve özellikle sirketin faaliyetleri üzerinde hâkimiyet kurmasina olanak bulunmadigi bir dönemde gerçeklesen birtakim fiil ve islemlerden dogan kamu alacaklarinin ödenmesinden sorumlu tutulmasi, -somut olayin kosullari çerçevesinde- yöneticiye orantisiz bir külfet yüklenmesi sonucunu dogurabilir (benzer yönde bkz. Ahmet Ugur Balkaner, § 59).

58. Bu baglamda 6102 sayili Kanun’un 375. maddesinin (1) numarali fikrasinin (e) bendi uyarinca yönetim kurulunun, sirket yöneticilerinin üst gözetiminden sorumlu olduguna dikkat çekmek gerekir. Nitekim yöneticilere gerekli talimatin verilmesi de yönetim kurulunun görevleri arasindadir. Buna göre yönetimle görevli kisilerin, özellikle kanunlara, esas sözlesmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazili talimatlarina uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi, yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkilerindendir (AYM, E.2016/191, K.2017/131, 26/7/2017). Böylece yönetim yetkisinin devredilmesi hâlinde yönetim kurulunun üst gözetim yetkisine sahip oldugu hükümde açikça öngörülmüstür.

(2) Ilkelerin Olaya Uygulanmasi

59. Basvurucu 21/8/2009 tarihinde bir adet hisse devralmak suretiyle Sirketin hissedari olmus ve Yönetim Kurulu üyeligine seçilmistir. Buna göre Sirketin sigorta prim borcunun oldugu ve basvurucunun bu borcun dogdugu ve ödenmesi gerektigi tarihlerde Sirket yöneticisi oldugu tartismasizdir. Bununla birlikte basvurucu, Sirketin kanuni temsilcisi olmadigini, dolayisiyla borcun ödenmesinde bir kusurunun bulunmadigini ve kanuni temsilcinin borçtan sorumlu olmasi gerektigini belirtmistir.

60. Gerek 506 sayili mülga Kanun’un 80. maddesi gerekse 1/7/2008 tarihinde yürürlüge giren 5510 sayili Kanun’un 88. maddesi primlerin zamaninda ve düzenli olarak tahsilini saglamaya yöneliktir. Türk sosyal sigortalar sistemi, agirlikli olarak primli rejime dayanmaktadir. SGK’nin sosyal sigorta yardimlarini saglamasi da, en önemli gelir kaynagi olan sigorta primlerinin zamaninda ve eksiksiz olarak ödenmesine baglidir (Yargitay Hukuk Genel Kurulunun 25/1/2017 tarihli ve E.2014/21-2323, K.2017/152 sayili karari). Bu kapsamda prim alacaklarinin etkin bir sekilde eksiksiz ve zamaninda tahsilinin güvence altina alinabilmesi için tüm yönetim kurulu üyelerinin, imza ve ilzam yetkisi olmasa dahi zamaninda ve usulünce tahsil olmayan prim alacaklari nedeniyle müstereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarinin somut olaydaki uygulanma biçimiyle elverisli ve gerekli oldugu açiktir. Bu sekilde isverenin prim borcundan dolayi 5510 sayili Kanun’un 88. maddesinde tanimlanan özel nitelikteki tüzel kisilerin sirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri hakkinda kuruma karsi isverenleri ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu olduklarina iliskin kural getirilirken primlerin tahsilinin güvence altina alinmasi ve prim ödeme isinin özendirilmesi saglanmaya çalisilmaktadir (Yargitay Hukuk Genel Kurulunun 25/1/2017 tarihli ve E.2014/21-2323, K.2017/152 sayili karari).

61. Kamu alacaginin dogrudan basvurucudan tahsil edilmesinin takip edilen kamu yarari amacini gerçeklestirmeye elverisli ve gerekli oldugunda kusku bulunmadigi hususu bu sekilde tespit edildikten sonra ayrica müdahalenin orantili olup olmadigi da belirlenmelidir.

62. Buna göre öncelikle sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlari için Yönetim Kurulu üyesi sifatiyla basvurucuya gönderilen ödeme emrine karsi iddia ve savunmalarini etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanaginin taninip taninmadigi degerlendirilmelidir. Basvurucu, ödeme emrine konu sosyal güvenlik prim borçlarindan dolayi sorumlu olmadigi iddiasiyla Bolu Is Mahkemesinde SGK aleyhine icra emrine itiraz davasi açmis, davanin reddine iliskin karara karsi da temyiz kanun yoluna basvurmustur. Basvurucu ayrica yargilama sonuçlanincaya kadar icrai islemlerin devaminin telafisi imkânsiz zarara sebebiyet verecegi iddiasiyla yürütmenin durdurulmasi için ihtiyati tedbir karari verilmesini de talep etmistir. Bu itibarla basvurucunun yargilama safhasinda tüm iddia ve savunmalarini etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânina sahip oldugu anlasilmaktadir.

63. Diger taraftan basvurucu her ne kadar yerlesik Danistay ve Yargitay içtihadina göre kurum alacagindan müteselsil sorumlulugun olabilmesi için sadece Yönetim Kurulu üyesi sifatini tasimanin yeterli olmayip prim alacaginin tahakkuk ettigi ve ödenmesi gereken dönemde temsil ve ilzam yetkisini haiz üst yönetici veya kanuni temsilci olunmasi gerektigini belirtmis ise de bu içtihadin 5510 sayili Kanun’un yürürlük tarihinden önceki prim borçlari için söz konusu oldugu anlasilmaktadir (bkz. §§ 27-30).

64. Somut olayda basvurucu, Sirket Yönetim Kurulu üyesi sifatiyla, üye oldugu dönemdeki prim borçlarinin ödenmesini teminen kanunda taninan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engelleme imkânina da sahip bulunmaktadir.

65. Ayrica Sirket Yönetim Kurulu üyesi sifatiyla primlerin ödenmesinden isveren ile birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu olan basvurucu, hakkinda yapilan takip nedeniyle takibe konu miktari ödemis olmakla külli halefiyet prensibi geregi idarenin yerine geçerek iç iliskide diger Sirket hissedarlarinin paylari nispetinde onlara rücu edebilecektir. Basvurucunun ayrica kendi payina tekabül eden kisim için yaptigi ödeme için de Sirket tüzel kisiligine rücu edebilme imkâni mevcuttur. Nitekim basvurucunun dava dilekçesinde de Sirketin tapu siciline kayitli 35.000 TL degerinde tasinmazi ve makine parklari ile birlikte fabrikasinin bulundugu belirtilmektedir.

66. Sonuç olarak basvurucunun Yönetim Kurulu üyesi sifatiyla Sirketin kanuni temsilcisi bulundugu dönemde Sirkete ait sosyal sigorta prim borçlari ile gecikme zamlarinin ödenmemis olmasi nedeniyle dogan kamu alacagindan sorumlu tutulmasinin basvurucuya sahsi olarak asiri ve olagan disi bir külfet yüklemedigi ve bu suretle mülkiyet hakkina yapilan müdahalenin kamu yarari ile malikin mülkiyet hakki arasinda gözetilmesi gereken adil dengeyi basvurucu aleyhine bozmadigi kanaatine varilmistir.

67. Basvurucunun Anayasa’nin 35. maddesinde güvence altina alinan mülkiyet hakkinin ihlal edilmedigine karar verilmesi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüse katilmamislardir.

VI. HÜKÜM

Açiklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkinin ihlal edildigine iliskin iddianin KABUL EDILEBILIR OLDUGUNA OYBIRLIGIYLE,

B. Anayasa’nin 35. maddesinde güvence altina alinan mülkiyet hakkinin IHLAL EDILMEDIGINE Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI’nin karsioylari ve OYÇOKLUGUYLA,

C. Yargilama giderlerinin basvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararin bir örneginin Adalet Bakanligina GÖNDERILMESINE 30/5/2019 tarihinde karar verildi.

Baskan Zühtü ARSLAN
Baskanvekili Engin YILDIRIM
Baskanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN

Üye Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye Recep KÖMÜRCÜ
Üye Burhan ÜSTÜN
Üye Hicabi DURSUN
Üye Celal Mümtaz AKINCI
Üye Muammer TOPAL
Üye M. Emin KUZ
ÜyeKadir ÖZKAYA
ÜyeRidvan GÜLEÇ
ÜyeRecai AKYEL
Üye Yusuf Sevki HAKYEMEZ
Üye Yildiz SEFERINOGLU

Basvuru Numarasi : 2015/11192

Karar Tarihi : 30/5/2019

KARSI OY GEREKÇESI

1. Basvurucu, yönetim kurulu üyesi oldugu sirketin kamuya olan borçlarindan dolayi temsil yetkisini haiz olmamasina ragmen sorumlu tutulmasinin mülkiyet hakkini ihlal ettigini ileri sürmüstür. Mahkememiz çogunlugu basvurucunun mülkiyet hakkinin ihlal edilmedigine karar vermistir.

2. Basvurucu 2009 yilinda sirketin her biri 500 TL kiymetinde olan 100 sirket hissesinden birini satin almis, kisa bir süre sonra da Sirket Genel Kurulunun karariyla yönetim kurulu üyeligine seçilmistir. Sosyal Güvenlik Kurumu basvurucunun yönetim kurulu üyesi oldugu döneme ait 8.841 TL tutarindaki sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlari için basvurucuya ödeme emri göndermis, basvurucunun ödeme emrinin iptaline yönelik açtigi dava da reddedilmistir.

3. Öncelikle belirtmek gerekir ki, basvurucunun malvarliginda azalmaya neden olan, ödeme emri uyarinca ödemek durumunda oldugu paranin Anayasa’nin 35. maddesi baglaminda mülk oldugu, dolayisiyla söz konusu ödeme emrinin basvurucunun mülkiyet hakkina müdahale teskil ettigi kuskusuzdur (Ahmet Ugur Balkaner [GK], B.No: 2014/15237, 25/7/2017, §§ 46-47). Anayasa’nin 13. maddesine göre bu müdahalenin mülkiyet hakkini ihlal etmemesi için kanuni dayanaginin bulunmasi, mesru bir amaca yönelik ve ölçülü olmasi gerekmektedir. Müdahalenin kanuni dayanaginin ve kamu yarari mesru amacinin bulundugu açik olmakla birlikte, ölçülü oldugu söylenemez.

4. Anayasa Mahkemesi kararlarinda belirtildigi üzere ölçülülük ilkesinin elverislilik, gereklilik ve orantililik olmak üzere üç alt ilkesi bulunmaktadir. Elverislilik, müdahalenin ulasilmak istenen amaci gerçeklestirmeye müsait olmasini, gereklilik müdahalenin öngörülen amaca ulasmak için zorunlu olmasini, ayni amaca daha hafif bir müdahale ile ulasilmasinin mümkün olmamasini, orantililik ise bireyin hakki ile gözetilen amaç arasinda makul bir dengenin gözetilmesini ifade etmektedir (AYM, E. 2018/142, K. 2019/38, 15/5/2019, § 33; Yasar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 64).

5. Hiç kuskusuz kanun koyucu vergi ve prim alacaklarinin tahsil edilmesi için gerekli ve uygun araçlari seçme konusunda genis bir takdir yetkisine sahiptir. Bu kapsamda kamu borcunun ilgililerden müstereken ve müteselsilen tahsil edilmesine yönelik bir düzenlemenin kamu yararini saglama mesru amacim gerçeklestirme bakimindan elverisli olmadigi söylenemez.

6. Bununla birlikte somut olayda gerçeklesen müdahalenin gerekliligi ve orantililigi da incelenmelidir. Gereklilik daha hafif bir müdahaleyle ayni amaca ulasmak mümkünken, kisilere külfet getiren daha agir müdahaleye basvurulmasini meneder. Kural olarak Sirket borcunun sirket tüzel kisiliginin mal varligindan tahsili gerekir. Süphesiz bu durumun kötüye kullanilmasi ya da kamu alacaginin sirket tüzel kisiliginden tahsilinin mümkün olmamasi gibi durumlarda sirket tüzel kisilik perdesinin kaldirilmasi gerekebilir. Bu durumda sirket tüzel kisiliginden tahsil edilemeyen borcun sirketin kanuni temsilcisinden ya da hisseleri oraninda ortaklarindan tahsili yoluna gidilebilir.

7. Esasen kamu alacaklarinin tahsili rejiminde de esas olan alacagin öncelikle sirket tüzel kisiliginden tahsil edilmesidir. 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun’un mükerrer 35. maddesine göre “Tüzel kisiler[in]… mal varligindan tamamen veya kismen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyecegi anlasilan amme alacaklari, kanuni temsilcilerin … mal varliklarindan bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir”. Nitekim Anayasa Mahkemesi, sirketlerin kamu borçlarindan dolayi sirket yöneticileri ve kanuni temsilcilerinin müteselsil sorumluluguna gidilebilecegini, ancak bu yola söz konusu alacagin sirket tüzel kisiliginden tahsili imkaninin kalmamasi durumunda basvurulabilecegini belirtmistir (Ahmet Ugur Balkaner, § 58; Arslan Gedik, B.No: 2014/17217, 14/9/2017, § 44).

8. Diger yandan, eldeki basvuruya konu müdahalenin dayanagi olarak gösterilen 5510 sayili Sosyal Sigortalar ve Genel Saglik Sigortasi Kanunu’nun 88. maddesi, sigorta primleri ve diger alacaklar bakimindan sirket yönetim kurulu üyeleri dâhil sirket üst düzey yetkilileri ve kanuni temsilcilerinin isverenle birlikte müstereken ve müteselsilen sorumlu oldugunu belirtmektedir. Kanun koyucunun bu hükümle müteselsil sorumlulugu yayginlastirmayi amaçladigi anlasilmaktadir. Ancak bu hükmün Anayasa’nin 13. ve 35. maddelerindeki güvencelere uygun olarak 6183 sayili Kanun’un mükerrer 35. maddesiyle birlikte yorumlanabilecegi de açiktir. Bu baglamda 5510 sayili Kanun’un 88. maddesindeki düzenlemenin, kamu alacaklarinin genel olarak tahsilini düzenleyen ve yine müteselsil sorumlulugu esas alan 6183 sayili Kanun’un mükerrer 35. maddesinin öngördügü sorumlulugun ikincilligi ilkesini ortadan kaldirmadigi söylenebilir.

9. Somut olayda basvurucunun yönetim kurulu üyesi oldugu sirketin borcundan dolayi sirketin malvarligindan tahsil edilmesi yoluna gidilmeden kendisine ödeme emri çikartildigi anlasilmaktadir. Hâlbuki basvurucu Bolu Is Mahkemesi’ne sundugu dava dilekçesinde Sirketin tapu siciline kayitli 35.000 TL degerinde tasinmazi ve makine parklari ile fabrikasinin oldugunu, bu sebeple borcun Sirketin mal varligindan tahsil imkâninin bulundugunu öne sürmüstür. Ne var ki yargilama sirasinda bu husus üzerinde durulmamistir. Buna göre söz konusu prim borcu ve gecikme zamminin Sirket tüzel kisiliginden tahsilini engelleyen herhangi bir hususun varligi ortaya konulmadan bu alacaklarin salt yönetim kurulu üyesi oldugu gerekçesiyle dogrudan basvurucudan tahsiline girisilmesinin gerekli oldugu söylenemez. Baska bir ifadeyle kamu otoritelerinin daha hafif bir müdahale olan alacagin öncelikle Sirket mal varligindan tahsiline yönelik bir islem yapmasi mümkünken, kamu yararini daha agir bir müdahaleyle saglamaya çalismalari gereklilik ilkesiyle bagdasmamaktadir.

10. Öte yandan basvurucunun ortagi oldugu Sirket, kanunla sinirli sorumlulugu olan bir anonim sirkettir. Sirkette 500 TL degerinde bir hisseye sahip olan ve kanuni temsilci sifati bulunmayan basvurucunun Sirkete ait 8.841 TL’lik sosyal güvenlik prim borcunu ödemekle sorumlu tutulmasi, mülkiyet hakkina yönelik orantili olmayan bir müdahale teskil etmektedir. Orantililik ilkesi, kamu makamlari tarafindan kamu alacagi tahsil edilirken kamu yarari ile kisinin mülkiyet hakki arasinda adil bir dengenin kurulmasini zorunlu kilar. Somut olayda basvurucudan tahsil edilen söz konusu alacagin Sirket malvarligindan tahsil edilemedigi veya tahsil edilemeyeceginin anlasildigi yönünde bir tespit de bulunmamaktadir.

11. Yukarida açiklanan gerekçelerle, kamu alacaginin borçlu Sirketin malvarligindan tahsili yoluna gidilmeden basvurucudan tahsilinin mülkiyet hakkina ölçülü olmayan bir müdahale teskil ettigi kanaatini tasidigimdan çogunlugun ihlal olmadigi yönündeki kararma katilmiyorum.
Baskan

Zühtü ARSLAN

Basvuru Numarasi : 2015/11192

Karar Tarihi : 30/5/2019

KARSI OY GEREKÇESI

1. Basvurucu, temsil yetkisini haiz olmamasina ragmen yönetim kurulu üyesi oldugu sirketin kamuya olan borçlarindan dolayi sorumlu tutulmasi nedeniyle mülkiyet hakkinin ihlal edildigini iddia etmektedir.

2. Basvurucunun kanuni temsilcisi oldugu gerekçesiyle borçlu Sirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammi borçlarindan sorumlu tutulmasinin mülkiyet hakkina müdahale olusturdugu açiktir. Sinirsiz bir hak olmayan mülkiyet hakkina müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sinirlandirilmasina iliskin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nin 13. maddesinin de dikkate alinmasi gerekmektedir.

3. Somut basvuruda mülkiyet hakkina yapilan müdahalenin kanuni bir dayanagi mevcut olup, kamu alacaginin tahsili amaciyla sirketin ortaklarindan ve yöneticilerinden biri olan basvurucunun sorumluluguna gidilmesinde kamu yararina dayali mesru bir amaç söz konusudur.

4. Kamu makamlarinca basvurucunun mülkiyet hakkina yapilan müdahaleyle gerçeklestirilmek istenen amaç ile bu amaci gerçeklestirmek için kullanilan araçlar arasinda makul bir ölçülülük iliskisinin olup olmadigi degerlendirilmelidir.

5. Ölçülülük ilkesi elverislilik, gereklilik ve orantililik olmak üzere üç alt ilkeden olusmaktadir. Elverislilik öngörülen müdahalenin ulasilmak istenen amaci gerçeklestirmeye elverisli olmasini, gereklilik ulasilmak istenen amaç bakimindan müdahalenin zorunlu olmasini yani ayni amaca daha hafif bir müdahale ile ulasilmasinin mümkün olmamasini, orantililik ise bireyin hakkina yapilan müdahale ile ulasilmak istenen amaç arasinda makul bir dengenin gözetilmesi gerekliligini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdogan ve digerleri, B. No: 2013/817,19/12/2013, § 38).

6. Mülkiyet hakkina yapilan bir müdahalenin Anayasa’nin 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her seyden önce bu tedbirin öngörülen kamu yarari amacini gerçeklestirmeye elverisli olmasi zorunludur. Diger taraftan müdahalede bulunulurken ilgili kamu yarari amacini gerçeklestirmeye en uygun aracin seçilmesi gerekmektedir. Bu konuda hangi araçlarin seçilecegi hususu kamu makamlarinin takdir yetkisi içinde olmakla beraber tercih edilen aracin müdahaleyi ulasilmak istenen amaca hizmet edip, etmedigi degerlendirilmelidir.

7. Orantililik ilkesi geregi kisilerin mülkiyet hakkinin sinirlandirilmasi hâlinde elde edilmek istenen kamu yarari ile bireyin haklari arasinda adil bir dengenin kurulmasi gerekmektedir. Müdahalenin orantililigini degerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulasilmak istenen mesru amacin önemini, diger taraftan da müdahalenin niteligini, basvurucunun ve kamu otoritelerinin davranislarini göz önünde bulundurarak basvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktir (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

8. Kanuni temsilcinin sorumlulugu degerlendirilirken sirketin ayri bir hukuksal kisiligi haiz oldugu ve sirkete ait borçlardan kural olarak sirket tüzel kisiliginin sorumlu tutulmasi gerektigi göz önünde bulundurulmalidir. Bu bakimdan sirkete ait borçlar öncelikle sirket tüzel kisiliginin mal varligindan tahsil edilmeye çalisilmalidir. Kanuni temsilcinin sirket borçlarindan sahsen sorumlu tutulmasinin ancak istisnai durumlarda ve son çare olarak basvurulmasi gereken bir araç oldugu kabul edilmelidir. Sirket borçlarinin sirket tüzel kisiligine ait mal varligindan karsilanmasinin mümkün oldugu, diger bir ifadeyle sirketin mal varliginin borcun ödenebilmesi açisindan yeterli görüldügü hâllerde kamu makamlarinin takdir yetkisinin daha da daralacagi ve ancak zorunlu kosullarin yeterli mal varligi bulunmayan sirkete ait borcun dogrudan kanuni temsilciden tahsil edilmesini hakli kilabilecegi vurgulanmalidir. Bu zorunlu durumlarin varliginin ispat edilmesi külfeti kamu makamlarina aittir.

9. Somut olayda kamu alacaginin dogrudan basvurucudan tahsil edilmesinin takip edilen kamu yarari amacini gerçeklestirmeye elverisli oldugunda kusku bulunmamaktadir. Bunun yaninda müdahalenin gerekli ve orantili olup olmadigi da belirlenmelidir. Bu çerçevede kamu alacaginin borçlu sirket yerine dogrudan ortaklarindan veya yöneticilerinden tahsiline girisilmesi yönündeki müdahalenin basvurucunun mülkiyet hakkinin korunmasi çerçevesinde en uygun araç olup olmadiginin belirlenmesi gerekmektedir.

10. Bu kapsamda öncelikle basvurucunun ortagi oldugu Sirketin kanunla sinirli sorumlu oldugu kabul edilen bir anonim sirket oldugunu belirtmek gerekir. Buna göre anonim sirket tüzel kisiligi borçlarindan kural olarak sermayesi ile sinirli olarak sorumludur. Diger bir deyisle Sirket alacaklilarinin alacaklarini tahsil edebilmek için ilgili tüzel kisilige basvurmalari asil olandir. Ancak sirket ortaklari veya yöneticilerinin haklarini kötüye kullanmalari, hileli davranislarda bulunmalari gibi istisnai durumlarda tüzel kisilik perdesinin kaldirilmasi öngörülebilir. Buna göre kamu alacaklarinin belirli durumlarda borçlu olan sermayesi ile sorumlu Sirket yerine dogrudan ortaklarin mal varligindan tahsil edilebilmesi düsünülebilir. Ancak söz konusu kamu alacaginin bu sekilde tahsil edilebilmesini zorunlu kilan bir durum mevcut olmalidir. Sinirli sorumlu kabul edilen bir tüzel kisiligin ortaklari veya yöneticilerinin sahsi olarak da sorumlu kabul edilebilmeleri için bunu hakli gösterir belirli somut kosullarin mevcut olmasi ve makul bazi güvencelerin saglanmasi gerekmektedir.

11. Basvuruya konu olayda Sirketin 500 TL degerindeki bir hissesine sahip olup kanuni temsilci sifati ise bulunmayan basvurucu, Sirketin 8.841 TL degerindeki sosyal güvenlik prim borcunu sahsi mal varligindan ödemekle sorumlu tutulmustur. Basvurucu ise Sirketin tapuda kayitli tasinmazi, makine parklari ve fabrikasi oldugunu belirterek borcun Sirketten tahsil edilebilecegini öne sürmüstür. Buna karsin SGK borcun tahsili için öncelikle Sirkete basvurma yoluna gitmemis, diger ortaklar ile birlikte dogrudan basvurucuyu sahsi olarak sorumlu kabul etmistir. Diger taraftan kamu makamlarinin söz konusu alacagin Sirketten tahsil edilemedigi veya tahsil edilemeyeceginin anlasildigi yönünde herhangi bir tespiti de bulunmamaktadir.

12. Bu durumda olayda borçlu Sirket hakkinda takip baslatilmadan ve onun mal varligina gidilmeden dogrudan basvurucunun sahsi mal varligi sorumluluguna gidilmesi söz konusudur. Buna göre somut olayda oldugu gibi Sirketin mal varliginin mevcut oldugunun ileri sürüldügü hâlde dogrudan basvurucunun sahsi mal varligi ile sorumlu tutulmasinin müdahalenin amacini gerçeklestirmek bakimindan en hafif araç olmadigi açiktir. Üstelik kamu makamlari dogrudan basvurucunun sorumluluguna gidilmesinin zorunlu oldugunu gösteren herhangi bir somut olguya da dayanmamislardir. Bu durum da sirketin yalnizca bir payina sahip ve kanuni temsilci sifati bulunmayan basvurucunun dogrudan sahsi olarak mal varligi ile sorumlu tutulmasina neden olarak basvurucuya asiri bir külfet yüklenmesi sonucunu dogurmustur.

13. Sonuç olarak borçlu sirkete gidilmeden dogrudan basvurucudan kamu alacaginin tahsiline girisilmesi basvurucunun mülkiyet hakkina gerekli olmayan bir müdahalede bulunulmasina yol açmistir. Dolayisiyla bu durum, müdahaleden beklenen kamu yarari ile basvurucunun mülkiyet hakki arasinda gözetilmesi gereken adil dengenin basvurucu aleyhine bozulmasina neden oldugundan basvurucunun Anayasa’nin 35. maddesinde güvence altina alinan mülkiyet hakkinin ihlal edildigi düsüncesiyle çogunluk kararina katilmadik.

Baskanvekili Engin YILDIRIM 

Üye Celal Mümtaz AKINCI